Belgesel Hazırlarken Dikkat Edilmesi Gereken Konular

Uzun süredir sitede pek tuş tıkırdatmadım. Bugün kurgu sonrası yaratabildiğim bir boşluk anındayım. Tabi boş duramadım ve yazmak istedim. Okuyuculardan olumlu yorumlar duymak beni fazlasıyla mutlu etmeye yetti.

İçerikler yayınlanacakları mecralar için üretilirler. Festivaller için bir üretim söz konusuysa içerik başka, televizyon için üretiliyorsa içerik başka, Youtube için üretiliyorsa pek önemi yok, kokuşsun yeter. Gözlemlediğim, tecrübelediğim ve üzerinde düşündüğüm kadarıyla bu konuda sizlere bilgi vermeye çalışacağım. Unutmayın bu yazıdaki fikirler kişisel görüşlerimdir, kaynak vb. dayanaklarım yoktur.

İnsanlar yüzyıllardır kendilerini ifade etmek için görsel sanatları ve hikaye anlatıcılığını kullanıyorlar. Bu araçlar sayesinde yıllar boyu çeşitli teknikler geliştirdiler ve kalıplaştırdılar. Kalıpları yıkmak, ortadan kaldırmak elbette mümkün ama bunu altı dolu şekilde yapmazsanız, yıkmaya çalıştığınız kalıplardan oluşan zemin ilk depremi beklemeden, bıraktığınız anda çökecek bir yapınızı çökertecektir. Yaptım olducu olmayın, kendinizi  sanatçı olarak da görseniz, tüccar da görseniz siz siyasetçi değilsiniz.  Bu yüzden önce yolumuzu belirlemekte fayda var.

İkinci paragrafta belirttiğim üzere bunlar benim fikirlerim ve bu site benim sitem. Yani topun sahibi benim, bu yüzden belgeselleri kendimce sınıflandırabilirim. Bunu da şöyle yapacağım: Vimeo Öncesi (VÖ) – Vimeo Sonrası (VS). Şaka tabi. (1)

Konu: Festival için üretim

Festivaller, belirli konseptleri teşvik etmek için ortaya atılan izleti şenlikleridir. Bu sözümü değerlendirmenizi isterim. Konseptleri olan festivaller ülkemizde çok belirgin ve açıkçası dürüst şekilde kendilerini tanıtıyorlar. Aklınızda örnekler canlanmıştır diye tahmin ediyorum. Fakat dünyada bu iş daha sinsi gidebiliyor. Söz gelimi ‘gerilla’ usulü çekilen bir belgesel Cannes’ta daha az gösterim şansı bulabilirken, Sundance’ta baş tacı edilebiliyor. Bu yüzden amacınıza iyi karar vermenizde fayda var.

Tabi ‘ben sanatçıyım’ diye bir laf ortaya atarak, kâr amacı gütmediğinizi söyleyebilirsiniz ama varlıklı değilseniz sizi ciddi masraflara sokacak ve üzerinden para kazanmak isteyeceksiniz. Bunun aksini gerçekleştirdiğini iddia eden kişiler muhtemelen tek başarısız işinde pes etmiş kişilerdir. Kendilerini kandırmak adına bir şeyler  söylüyor olabilirler.

Festivalleri gözlemlediğim kadarıyla konu bütünlüğü ve yaratıcılık arasında büyük bir çekişme var. Gelenekçi insanlar genellikle konu bütünlüğünü savunurken, yenilikçiler ise yaratıcılığa önem veriyor. Fakat gri alanlar en ideal yerler olarak ince bir çizgide beliriveriyor. Lagrange Yörüngesi’ne benzetebilirim bu durumu. Fark etmişsinizdir, insanlar  genellikle uçlara gitmeye meyilli davranırlar. Bunu yapmamanızı içtenlikle öneriyorum. Karşıt görüşlü insanlar olabilir ve işinize burun kıvırabilirler, emeğinizi heba edebilirler. Fakat popüler akımı önceden sezmekte fayda var.

Göndereceğiniz festivalleri önceden belirleyip, son yıllarda nelere ödül verdiklerine dikkat etmeniz gerekiyor. Aynısını yapın demiyorum ama  aklınızda fikir oluşturacak kadar bilin. Sonra bilginizi, idealinizle harmanlayın  ve sonuca ulaşın. Festivallerden kabul aldıktan sonra muhtemelen web siteleri ve kitapçıkları için sizden bir ön yazı isteyeceklerdir. Bu ön yazı; ilgi çekici, marjinal karakterinizden beslenmemeli ve evrensel olmalıdır. Her ne kadar amacınız belliyse de siz bir denize olta atıyorsunuz ve hangi balığın çarpacağını bilmiyorsunuz. Yeminiz yayın balığını da cezbetmeli, mezgiti de.  Ön yazı için yazdıklarım fragman için de geçerli, tabi bu konuda kurgucunuzu iyi yönlendirmelisiniz. Kurgucu işinizi, sizin işinize yaklaşımınızı ve dahası sizi severse işin kalitesinin artacağına şüpheniz olmasın. Bu süreci iyi yönetmelisiniz. Siz işinizi kağıt üzerinde ne kadar bitirirseniz bitirin büyük bir gerçek sizi bekliyor:

Belgesel masada şekillenir. Fakat bu masa çalışma masanız değil, post-prodüksiyon masasıdır.

Konu: Televizyon için üretim

ZAP ZAP ZAP

Televizyon reyting mecrasıdır. İzleyici ölçümlerine dikkat etmeniz, izleyicinin neyi izleyip izlemediğine iyi karar vermeniz gerekir. Hiçbir televizyon kuruluşu sizin para getirmeyecek işinizle ilgilenmez. Sokaktan bihaber olmanız büyük bir eksidir. Siz de gözlemlemişsinizdir, medya sektöründe sözü geçen bazı tipler halka tepeden bakar, onların kültürünü düşük seviyeli olarak görür, kurmacalardaki medya patronlarını söylemiyorum. Unutmamanız gereken şey ise şu: Bu tipler halkın ne istediğini iyi bilir. Her nasıl bakarsa baksın, hep turnayı gözünden vurur. Halka tepeden bakın demiyorum, bu ahmaklık ve saygısızlık olur, demek istediğim bahsettiğim tipler bile seviyesini korumaya özen gösterir.

Televizyonlar için her saniye para demektir. Sektörün bu alanı büyük masraflarla yürür. Dolayısıyla ‘halkın sürekli izlediği’ belgeselleri yapmanız için ciddi bir zaman kısıtınız vardır. Planlama aşamasında çekim takviminiz bir kenara dursun, senaryonuzdaki kelimeleri saymanız gerekir (Evet, senaryo.). Her iki kelime bir saniyeye tekabül eder. Dolayısıyla DSF, ROP gibi konuşmaları iyice hesaplamanız, gerekirse anlatıcılara söyleyeceği herşeyi ezberletmeniz gerekebilir. Bu bilgi kurguda işinize yarayacak en kritik bilgi olabilir. Aksi durumda kurguda kelime atmaya gitmek zorunda kalabilir ve anlatınızı zedeleyebilirsiniz. Müzikten ve ara kısımlardan kısarım diyorsanız bu belgeselinizin ritmini artıracak ve verilmeyen esler yüzünden izleyici darlanacaktır. Hele konunuz ağırsa.

Konu ağırlığı demişken, farkındaysanız televizyonda tutunamayan bazı kişiler ve işler internet mecralarına kaymaya başladı. Artık 2015 öncesinde yaşamıyoruz, son yıllar bize içerikleri, internet platformlarıyla beraber leblebi-çekirdek kıvamında tüketilir hale getirdi. İzleyici sıkılırsa kapatır, kapatırsa algoritmalar içeriğinizi daha az göstermeye başlar. Bunun sonucunda daha az izlenirsiniz sonucunda da patlarsınız. Demek istediğim, izleyicilerin ekrandan kopamayacakları bir içerik sunmanız gerekir, günü ve saati takip ettirmeniz gerekir. İzleyici ”neyse, internetten izlerim” dememelidir. Ne yazık ki bunu yapacak belgesel üretmek ciddi anlamda zor bir süreç. Bu süreçte eğlendirmeye çalışırken çizginizi aşarsanız, bu sefer televizyon kuruluşu reytingler iyi olsa bile sizi şutlayabilir, yayına almayabilir, hatta anlaşmayı feshedecek bahane bulabilir.

Konu: Youtube için üretim

Youtube… Yutup, Yütuğb veya Yu-Tu-Be… Herkes farklı şekilde telaffuz edebilir ama buraya giren herkesin amacı eğlenmektir. Gelir seviyeniz, eğitim durumunuz, mesleğiniz ne olursa olsun eğer heykel değilseniz eğlenmek isteyeceksiniz. Youtube izleyici ve içerik üreticiyi amacına uygun şekilde bir araya getiren bir platform ve biraz çöpçatan uygulamalarına benzetiyorum. Herkesin niyeti belli. Ne yazık ki bu platformla ilgili belgesel üzerine pek bir şey söylemem zor.

Burası için üretim yapıyorsanız, içeriğinizi yüklediğiniz anda linç yiyebilir, tepki görebilir, dislike’a boğulabilir ve ağza alınmayacak hakaretlere maruz kalabilirsiniz. Bunları göze almanız gerekir. Youtube tamamen algoritmalar üzerine kuruludur. Rastgele şekilde çalışmaz, birçok parametre izlenmenizde etkilidir. Ayrıca bu algoritmalar sürekli aynı kişiler bal kaşığı yalamasın diye sürekli  değiştirilir ve yine Youtube eskisi gibi önüne gelene para dağıtan bir mecra olmaktan da çıkmak üzere. Alttaki videoyu izleyerek fikir edinebilirsiniz.

Youtube ciddi anlamda değişiyor, orijinal içerikleri teşvik ediyor, telif hakları için sert tedbirler ve kurallar uyguluyor ve bunlardan yediği cezalardan dolayı da topun sahibi olduğunu herkese haykırmaya başlıyor. Ülkemizde internet mecralarına sansür konusu uzun süre tartışılmıştı. Bunların farklı toplumlarda farklı sebepleri olabilir ama evrensel bir gerçek var: toplumlar, dünya savaşları öncelerinde olduğu gibi muhafazakarlaşmaya başlıyor. Hep ahlak bozuluyor desek bile insanlar bir sınır ve seviye istiyor ve bunun için atılan adımları artık destekliyor. Gündemde COPPA (Children’s Online Privacy Protection Act) diye bir konu var. (COPPA’dan önce hatırlarsanız SOPA yasası konuşulmuştu, dünya çalkalanmıştı.) Fakat COPPA’yı pek konuşan da olmadı. Fakat COPPA’nın zaman içinde çocuk içeriklerinden sonra diğer içeriklere de geleceği konusunda emin olabilirsiniz.

COPPA ne derseniz: http://www.coppa.org/coppa.htm

Bütün bu değişimlere ve kurallara adapte olduktan sonra yapmanız gereken ilk şey; seviyenizi belirlemek. Sonra planınızı belirleyip gece gündüz depar atmak… Youtube’da değişmeyen bir kural varsa o da: devamlılığın esas olduğu. Sürekli ve belirli periyotlarla içeriğinizi üretmeli, izleyici kitlenizi elinizde tutmalısınız. Sayfanızdaki içerikleri kategorize etmeli ve bu düzeni bozmamalısınız. Bunun size dönüşü faydalı olacaktır. Dikkat ettiyseniz Youtube’da konu işleyişine hiç değinmedim, çünkü bu platformda herşey rabarba işliyor. Üstelik Youtube gelirleri düştükçe, bu platformdaki kanalların televizyonlaşma eğilimleri de artacak ve bir düzene girmek durumunda kalacaksınız. Belgesel konularınız bu platformda her ne olursa olsun, amacından sapacaktır.

Esen kalın.

(1) Gerçek de olabilir.

 

Belgeselde Takvim Hazırlama

 

Önceki yazı

Belgesel, spontane gelişen bir dizi olayı başarılı bir şekilde kayda almayı, anlatıya uydurmayı ama bunları da yaparken sinematografiye de dikkat etmeyi gerektiriyor. Röportajları alırken tabi görsel olarak her şey kontrolünüzde oluyor.

Röportajlar saatlerce sürebilir, bunu yaparken eğer doğal ışık kullanırsanız güneşin gün içindeki hareketi ve ışığın rengi izleyicilerin algısını kolaylıkla değiştirebilir. Güneş, ufuk mesafesinde her 15 dakikada bir parmağınız kadar hareket eder, dört parmaklık güneşin ufuğa olan mesefesi ortalama 1 saatlik açıyı ve zamanı size verir. Güneş batmaya yaklaştıkça, atmosferde ışığın aldığı yol uzar, kırılmaya uğrar ve ışığın rengi kızıllaşmaya başlar. Bu da beyaz ayarında hızlı ve ciddi değişimlere yol açar.

Röportaja göre zamanınızı şekillendirecekseniz, kesinlikle doğal ışık olmayan bir yeri tercih edin, ışığınızı isteğinize göre ayarlayın ve röportajlarınızı çekin. Bu sayede istenmeyen sesler, ışıklar ve diğer dış etkenler gibi dertlerinizden kurtulmuş olursunuz. Tabi bu yöntem ışık ekipmanları konusunda maliyetinizi artırabilir ama kesinlikle hem belgeselinize olan algıyı değiştirir, hem de işinizi hızlandırır. Nihayetinde arkadaki bir kişinin durup kameraya bakması ve ona derdinizi anlatana kadar geçen süreden yırtmış olursunuz.

Varsayalım ki yeterli ışık ekipmanınız ve/veya stüdyo olarak değerlendirebileceğiniz bir yer yok. Bu durumda dışarıda çekim yapmanız gerekiyorsa güneşin açısı ve saati sizin için kritik değer kazanıyor. Kesinlikle öğle saatlerinin dik ışıklarını kullanmayın, ülkemiz yengeç dönencesine yakın olduğu için güneş büyük oranda dik geliyor. Göz, burun, kulak ve alın bölgelerinde uzun gölgeler oluşuyor. Gözler, izleyicilerin ilk odaklandığı bölgedir, hisleri aktarırken ses tonu ve mimikler kadar önemlidir. Bu yüzden göz konusuna azami dikkat göstermemiz gerekir.

Altın saatleri yakalamanız ve güneş ışınlarının açısının dar olduğu saatlere röportajlarınızı kaydırmanız en doğru hareket olacaktır. Burada da bu alt başlığa başlarken yazdığım paragraftaki konu karşımıza çıkıyor, hızlı olmanız ve ne alacağınızı bilmeniz gerekiyor. Bu püf noktaya kesinlikle dikkat etmelisiniz.

Belgeselleri belgesel yapan bana göre insert görüntülerdir. Göğüs plandaki bir kişi saatlerce uzman olduğu konu hakkında bilgi verebilir. Fakat bunu televizyon programlarındaki kişiler de yapabilir. Hatta bu kişiler, ellerindeki grafikleri ve görselleri kameraya göstererek pek güzel halledebilir. Yani bu televizyon programlarından farkınızın olması gerekir.

İzleyicilere ‘mezar’ dediğinizde stok sitelerinden bulduğunuz mezarların görsellerini kullanmanız hissedilir ve rahatsız eder. Çünkü sizin oluşturduğunuz görsel dile büyük ihtimalle çeşitli sebeplerden dolayı (örn. kültür yapısı) uymayacaktır. Kendi istediğiniz ve anlatınıza uygun şekilde ara görüntüler çekmeniz hayrınıza olacaktır. Örnek verdiğim için söylüyorum: Mezar çekerken aklınıza gelen tüm detayları çekmeniz gerekiyor. Mesela mezar taşında yazılan isimler, fatiha kısmı, tarihler ve varsa notlar ayrı ayrı alınmalı, ayak kısmındaki çiçek veya kuşlar için konulmuş su kapları ayrı ayrı alınmalı, tabi genel görüntüler unutulmamalıdır. Bu gibi tüm detaylar zaman ayırıp çekilmeli ve kurguda yeteri süre kadar çekilmelidir. Daha sonra kurguda ne kadarını kullanırsınız size kalmış ama detayları bol bol almayı mutlaka es geçmemeniz gerekir. Çeşitli kamera hareketlerini deneyerek farklı tatlar yakalayabilirsiniz. Bunu yapmak günümüzde oldukça maliyetsiz hale geldi, bir stabilizeri leblebi çekirdek parasına kiralayabilirsiniz.

İnsertleri toplarken, öğrencilerin yaptığı en büyük hata, röportajdan artan süreyi insert toplamaya ayırmaktır. Günün sızan son ışıklarına zar zor yetişirseniz bu görüntüleri de röportajın üzerine insert olarak bindirirseniz, farklı renk sıcaklıkları, farklı gren düzeyleri ile mücadele etmeniz gerekecektir. Bu durum eğer fazlaca hissedilirse izleyiciler tarafından kolaylıkla anlaşılabilir ve izleyiciyi anlatıdan koparabilir. Malesef üniversite festivallerinde pek bunu umursamazlar, zaten teknik bilen öğretim üyesi bulmak da pek kolay değil… Yüz yıllık bilgileri size aktarmaya çalışırlar, kendilerini tezlerinden sonra genellikle gram geliştirmezler, zaten yazdıkları tezlerin de her paragrafı bilmem kaç yıl önce yazılmış tezlerden alıntılarla kırpılarak biriktirilen bir potpori gibidir, onlara anlatı kursanız yeter, fakat Planet Earth serisini örnek vermekten de çekinmezler. Bu ciddi ciddi üzücü bir durum. Nitelikli ve işini güncel bilgilerle destekleyerek özveriyle yapan akademisyenleri ayrı tutmak lazım. Gece gökyüzü karanlık ama nokta nokta yıldızlar yol gösteriyor elbette… Özetle, insert toplarken, ayrı zaman yaratmak (bir başka gün), yaklaşık olarak benzer saatlerde görüntüleri toplamak hayrınıza olacaktır. Eğer aynı güne sıkıştırmak isterseniz, bir kişinin ayrıca insert alması da tercih edilebilir ama mümkünse yapmayın. Yönetmen olarak her şey kontrolünüzde olsun.

İnsertlere olabildiği kadar bol zaman ayırın, anlatınızı destekleyecek herşeyi çekin ama bunu yaparken de görselliğe özen gösterin.

Ulaşımınız için yolda geçecek süre, ekibin dinlenmesi için yeterli ve beslenmesi süre, ekibi ve konularınızı sıkmayacak ve keyifle çalışmalarını sağlayacak kadar boş zaman yaratmak çok önemlidir. Nihayetinde işiniz insanla ve işinizi insanlar yapıyor. Onların moralini yüksek tutmanız işinize doğrudan yansıyacaktır.

Eğer yazı serimi sevdiyseniz, lütfen paylaşmaktan çekinmeyin. Esen kalın.

Belgeselde Konu Nasıl Bulunur?

Merhaba!

Kişisel sitemin açılış niyeti aslında bir blog değildi. Hala amacına hizmet ediyor ama yine de blog olarak kullanmanın da tadı ayrı güzel.

Belgesel serüvenim 2015 yılının sonlarında başladı. Hala yolun başındayım fakat bir çok deneyim edindim bu sürede. Tabi kendimi bir yere gelmiş olarak görüyorum demek doğru değil ama damlayarak biriken deneyimlerimi de yazmak, en azından amatör, hevesli ve meraklı kişilere bir kaynak olarak değerlendirilebilir.  Çok uzatmadan girizgâhımı tamamlayıp bu yazının işlenişini en baştan yazmak istiyorum.

  1. Konu bulma
  2. Takvim hazırlama
  3. Ekip bulma ve ekibe gaz verme süreci
  4. Ekipmanlar ve sağladıkları kazanımlar
  5. Yapım süreci
  6. Yapım sonrası süreç

Ulupamir Köyü, Van

Konu Bulma

”Başlamak bitirmenin yarısıdır” denir, genel-geçer bir deyimdir ama kesinlikle doğru. Belgesel konusu ararken ”hadi ben bugün konu bulayım, haftaya ekipmanları alıp çekeyim” gibi bir tavır içinde olmamak gerekiyor. Konu genellikle beklenmedik şekilde karşınıza çıkıyor. Güzeli aramanız lazım fakat güzeli aramak başlı başına ayrı bir konu, siz eğer bakmasını bilmiyorsanız gözünüzün önünden her gün geçen milyon güzellikten de bihabersiniz diyebilirim.

Eğer bir belgesel çekmek gibi bir niyetiniz varsa, biliyorum ki gözünüz kulağınız sürekli çevrenizde oluyor. Bir çok arkadaşım yerel ve ulusal gazeteleri, dergileri ve haberleri tarıyor. Bu yöntem çok geçerli fakat şöyle bir kusuru var: siz o haber metinlerini yazan kişinin aktardığı kadar bilgi edinebiliyorsunuz. Bir şekilde konuya ulaştığınızda ve görüşmeye gittiğinizde aslında işin iç yüzünü görüyorsunuz. Bu durumda ya ”gelmişken çekelim” deyip patlıyor ya da ”bu muydu yani” deyip evinize geri dönüyor ve yeni aramalar yapmak üzere bilgisayarınızın karşısına geçiyorsunuz, hevesiniz kaldıysa… Tabi bu faktörü olduğu gibi kenara kaldıramayız. Düşük bir ihtimal de harika sonuçlar alabilir, müthiş başarılar elde edebilirsiniz ama risklerini de göze almanız lazım.

Benim konu bulma aşamasında tavsiyem, sürekli algılarınızın açık olması, merakınızı uyandıran bir konuyu ilk duyduğunuz kaynağa sormanız ve konuşmanızdır. İnsanlar size ”beni neden dinliyorsunuz” diyebilir, desin. Bu durumun etik olmadığını söyleyebilir, söylesin. Siz konuyu öğrenmeye çabalayın, belgesel serüvenlerimde çok sayıda tanımadığım insanla konuştum, bunların içinde çok nemrut olanı da vardı dünyalar tatlısı olanı da… Emin olun size sert şekilde tepki gösterecek bir kişi, niyetinizi anladığında size kızmak yerine yardımcı olmaya çalışacaktır. Yurdumun insanı çok meraklı, hele ki belgesel gibi ‘marjinal’ sayılabilecek bir iş söz konusuysa, size ilgiyle kilitlenebilir.

Kaynağın ilgi konusuna ayrıca değinmeliyim. Bu ilgi biraz sıkıntılı… İnsanlar, bildiğiniz gibi ilgiyi üzerilerinde hissettiklerine şova başlarlar. Bu şov ‘Atma Ziya’ tadına gelebilir. Dikkatli olmanız gereken kaynak tipi bu Ziya Beyler’dir. Ziya Beyler’i zamanla bir bakışta anlayabiliyorsunuz fakat ilk zamanlarda anlamak cidden güç. Çünkü ilk duyduğunuz kaynak o oluyor ve o kişi eğer sizi saf bir şekilde avlarsa, o konu hakkındaki (yalan bile olsa) kendi doğrularını size kabul ettirebiliyor. Siz de sorgulamadan işe koyulursanız vay halinize…

Peki bu aşamada ne yapmalı?

Kaynağa alternatif kaynakları sorun, telefon numaralarını ve/veya e-posta adreslerini alın. Size tavsiyem yapacağınız tüm görüşmeleri e-posta üzerinden yapmanız olacaktır. E-posta elinizde yazılı bir belge bulunması açısından iyi fakat resmiyet konusuna girmek istemiyorum. Şöyle söyleyeyim; en azından aksi bir durumda kanıtlanabilir bir materyale sahip olursunuz. Telefon konuşmalarına erişim bildiğiniz üzere hukuki mercilerden geçiyor. Bu arada uyanıklık yapıp sakın telefonunuzla görüşmeleri kaydetmeyin, bunu karşı tarafa bildirseniz bile bunun yasal bir bağlayıcılığı yok, bu direkt yasa dışı.

Yeni kaynaklarınıza ilk kaynaktan edindiğiniz bilgileri ona hissettirmeden yöneltin. Eğer alternatif kaynaklarınıza ”A kaynağı şöyle dedi” derseniz o kişinin size aktaracağı bilgi etkilenir. Siz onlara başlıkları verin, onların konuyu kendince yorumlamasını sağlayın. Bilgiler çelişse bile ses çıkarmayın, bu durumda yeni bir kaynak aramanız gerekecek, hazırlıklı olun. Eğer direkt kaynak üzerine bir belgesel çekmiyorsanız, konu üzerine bir belgesel çekiyorsanız kaynaklarınızın sonu gelmeyebilir. Bu durumda kendinizi frenlemeyi bilin. Elinizdeki bilgileri derleyin ve mantık süzgecinden geçirin. Ağacın gövdesi şekillenmeye başlayacaktır.

Sonuç olarak…

Karşınızdaki kişilere onları manipüle edebilecek bilgiler vermeyin, onlara yalan söylemeyin ve güven kıracak bir davranışta bulunmayın. Bu durum reddedilmenizle veya kaynağın yalan-yanlış bilgiler vererek belgeselinizi mahvetmesiyle sonuçlanabilir. Kaynaklar sizden para isteyebilir, eğer öğrenciyseniz bu durumla baş etmeniz kolay. Empati yapmasını sağlayın, duygu sömürüsü yapın demiyorum ama sadece dürüst olun ve insaf etmesini bekleyin. Ben ilk belgeselimde bir kaynağıma 70’lik Tekirdağ Rakı vermiştim mesela, benim durumuma düşmeyin, bu bilgi kaynaklar arasında ışık hızıyla yayılabiliyor… Fakat bu işi profesyonel olarak yapıyorsanız ve bütçeniz varsa cimri olmanın bir anlamı yok. Bedavacılık size bir şey kazandırmaz, itibar kaybettirir.

Konu bulmakla ilgili özetle söyleyebileceklerim şimdilik bunlar, sorularınızı e-posta yoluyla yönlendirebilirsiniz.

 

Esen kalın.

 

Sonraki yazı

 

 

Picoğlu | Belgesel, 2017 (Documentary)

Picoğlu, yönetmenliğini yaptığım bir belgesel filmdir. Belgesel onlarca yıl önce hayatını kaybetmiş bir halk sanatçısını sade bir şekilde anlatmaktadır.

Picoglu is a documentary film I directed. The documentary simply describes a folk artist who died many years ago.

Sosyal Medya İçin Ürettiklerim (For Social Media)

Sosyal Medya için 2014 yılında üç tane röportaj videosu çektim. Sözkonusu videolarda izleyicilere ve röportaj yapılan kişilere geniş konuşma süreleri tanıyarak düşüncelerin daha rahat ifade edilmesi için çaba gösterdim.

In 2014 I took three interview videos for Social Media. In these videos, I made an effort to express the thoughts more easily by giving a wide talk time to the audience and the interviewees.

Engelsiz Koşu | Belgesel, 2016 (Documentary)

Engelsiz Koşu, yönetmenliğini Furkan Kaya’nın yaptığı bir belgesel filmdir. Bu belgeselin görüntü yönetmenliğini yaptım.

Barrier-Free Running is a documentary film directed by Furkan Kaya. I was the cinematographer of this documentary.